bizim mekan kurumsal web
04 Ağustos 2026 - Salı

HAYATA DAİR HER ŞEY NE OLMALI?

Ünlü düşünür Benjamin; “Suçlunun öldürülmesi, idam edilmesi, kanuni ve hatta ahlaki olabilir, öldürülmesinin haklı çıkarılması ise asla!” demiştir. O nedenle SOSYOLOJİ hayata dair HERŞEY olabilir, diye düşünmek en doğrusudur bence..

Yazar - Zikri EVNER DOBRA DOBRA
Okuma Süresi: 6 dk.
191 okunma
Zikri EVNER DOBRA DOBRA

Zikri EVNER DOBRA DOBRA

zikriekspres@gmail.com -
Takip EtGoogle News

DOBRA DOBRA Zikri Evner

HAYATA DAİR HER ŞEY NE OLMALI?

Yanıt bence ‘SOSYOLOJİ’ olmalıdır...

Çünkü sosyal bilimlerin yaşamın içinde bir bakış açısı olarak değerlendirildiği zaman gerçekten anlam kazandığına, bilimselliğin içerik ve kapsam alanında yer aldığına inanacak kadar sosyal bilimlerden anladığımı düşünüyorum.

Otuz sekiz yılı gazetecilikte geçen 60 yıllık hayatımda akademik olarak ‘felsefe, psikoloji ve sosyoloji’ eğitimi almadım ama hem kişisel hem de mesleki merakım, araştırmacı, sorgulayıcı karakteristik yapım gereği sosyal bilimler üzerine birazcık da olsa ahkam kesecek bir şeyler hatta çok şeyler anlatabilecek kadar bilgi ve fikir sahibi olduğumu zannediyorum.

Ünlü düşünür Benjamin; “Suçlunun öldürülmesi, idam edilmesi, kanuni ve hatta ahlaki olabilir, öldürülmesinin haklı çıkarılması ise asla!” demiştir.

Suçlu birinin cezalandırılması söz konusu olduğunda, o suçluyu öldürmek, yani canıyla infaz etmek, idam edilmesini sağlamak, içinde yaşadığımız toplumun kanun ve kuralları gereği ahlaki kabul edilebilir. Ancak o suçlunun öldürülmesini, haklı çıkartacak sebepler aradığımızda, doğruya, dolayısıyla haklılığa ulaşmak da asla mümkün olmaz.

Düşünür Benjamin, bence işte bu noktaya işaret etmiş, hassasiyet içinde vurguda bulunmuştur.

Düşünün bir kere; idam cezası uygulayan ülkeler ve toplumlar, günümüzde halen mevcut iken, bizim gibi bazı ülke ve toplumlarda, ‘uygar ülke ve medeni toplum’ olmak adına, idam cezasını yasaklanmıştır. İdam cezası olan ülkelerde ‘neden idam cezası var?’ diye sıkıntılar yaşanmaya devam ederken, idam cezasının olmadığı ülke ve toplumlarda ‘neden idam yok veya niye idam kaldırıldı?’ diye tartışmalar ve sıkıntılar yaşanmaktadır…

Yazımın başında da belirttiğim gibi ‘yaşamın içinden bakıldığında, sosyal bilimler sadece bir bakış açısıdır, kuramsallığı dayanan yorum farklılığıdır, yani göreceli olarak değişebilen bir anlayış biçimidir, başka bir şey değildir!..’

Bir başka anlatımla sosyal bilimler, ‘YAŞAM’ denilen süreci, enine boyuna inceleyen, araştıran ‘salt akademik bir eylemdir.’

Asla statik değildir, yaşamı, akıp giden bir süreç olarak kabul ettiği için, dinamik ve değişken olgulara dayanmaktadır.

O yüzden, dönemsel farklılıklar ve değişkenlikler gösterebilmektedir. Geçen yüzyılın ortalarında, yani 1950’li yıllarda Amerika’da bir adam, bir antikacı dükkanında gezinirken, oldukça eski görünen bir baltaya rastlar. “Orada duran herhalde çok eski bir balta.” Diye sorar dükkan sahibine. “Evet” yanıtını alır.

Dükkan sahibi antikacıda buna karşılık, “bir zamanlar bu ülkenin kurucusu George Washington’a aittir.” şeklinde açıklamada bulunur. “Gerçekten mi?” diye merakla soran müşteri, “kesinlikle çok iyi dayanmış, hala çok sağlam ve gösterişli duruyor.” yorumunda bulunur. Bunun üzerine, “elbette” der antikacı ve duruma şöyle açıklık getirir; “Çünkü üç kez sapı, iki kez de başı değiştirilmiştir, yani tüm aksamları yenilenmiştir!..”

Dünyanın öteki yanını mı, merak ediyorsunuz? O zaman, tıpkı size biraz önce aktardığım bu kısa öyküde anlatıldığı gibi, daima dünyanın öteki yanına bakın lütfen; “Bu balta çok eski ama üç kez sapı, iki kez de başı değiştirilmiş. Hiç kullanılmamış, hiç yıpranmamış, hiç bozulmamış, görünümü yepyeni!”

Durum böyle ise; “Başka, sorun yok, varsa da artık kalmadı!..” diye çıkıp herkese haykırın!..

Yaşamı, salt ‘bir şey’ olarak ya da ‘her şey’ varsayabilen, öngörebilen ’sosyal bilim’ anlayışı, kimilerine göre, asla somut olmayan ve somutlaşamayacak bir anlayıştır ve bir bakıma ölü doğmuştur.

Özellikle 20’li yaşlarımdan itibaren İngilizlerden Amerikalılara, Çinlilerden Hintlilere kadar, hemen her milletten, sosyologların, ’sosyal bilim’ adına yaptıkları araştırmalarını, incelemelerini, yıllar süren akademik çalışmalarının önemli bir bölümünü okudum, takip etmeye çalıştım. Sakin biçimde sessizlik içinde çok fazla iddialı olmayan, ‘her şey olabilir’ varsayımı ile dışa bakan, iddiasız ve yaşamın içinde insanların, ‘sosyal bilim’ ile ilgilenmeleri, meşgul olmaları aslında mümkündür ve de bence de gereklidir.

Ancak, ‘yaşamın içinde akıp giden süreçte, aktif olmayan, etken değil, edilgen olan, yani gerçekte yaşamayanların, yaşamasını bilmeyenlerin, sosyal bilim ilgilenmeleri bence olanaksızdır!’

Kimilerine göre ve elbette bana göre de ‘yaşam hayatın içindedir. ‘Yaşam’ ve ‘Hayat’ Türkçemizde aynı anlam taşıyan sözcükler olarak bilinir ve kullanılır, ama aslında birbirinden ayrı iki temel olgudur.

Hayat; kozmos. Yaşam ise, canlıların hareketliliğidir. Yaşam bir şey değildir, yaşanan bir süreçtir, aktiftir. Yaşamı elde etmenin, yaşamı yaşamak, yaşam ile birlikte doğal akışı içinde, alabildiğince yol almak, dışında bir seçeneği yoktur. Kısacası, şöyle düşünmek gerekiyor; Yaşam seni bir yerde beklemiyor, senin içinde oluşuyor ve hayat buluyor.’ şeklinde tarif edilmelidir. Yaşamın içinde, çeşitli dönem ve evrelerde, kavram ve açıklamalar çok önemli sayılmış, kuram kabul edilmiş ve gerçekler tamamen unutulmuştur.

O yüzden ben diyorum ki, olana bakmalı, olanla yetinmeli, bir aşamadan sonra, yaşananlara, bir şekilde gerekçe bulmaya çalışmak, kaba tabirle ‘KAFA PATLATMAK’ boşunadır, yani ‘NAFİLE’ çabalardır, diye düşünüyorum. Yaşamın anlamını insana hiçbir kimse vermez. O insan ’yaşamın ve o yaşamın anlamını da’ kendisine ait olduğunu ‘ORTAYA KOYMAK’ zorundadır…

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları
ss