EFKAR-I UMUMİYE'NİN MANZARA-I UMUMİYESİ
'Şimdi bu da ne, ne demek istiyorsun, şunun Türkçesini söylesen de bizde anlasak!' diye sorduğunuzu duyar gibiyim…

Zikri EVNER DOBRA DOBRA
zikriekspres@gmail.com -EFKAR-I UMUMİYE'NİN MANZARA-I UMUMİYESİ
'Şimdi bu da ne, ne demek istiyorsun, şunun Türkçesini söylesen de bizde anlasak!' diye sorduğunuzu duyar gibiyim…
Ancak kitlesel biçimde ve de yoğunlukla ‘akıl tutulmasının aymazlık halini yaşarken’ elbette ki 'kamuoyunun genel görünüme bakışı' anlamına gelen, 'efkar-ı umumiye’nin manzara-ı umumiyesi' şeklindeki Arapça ve Farsça sözcüklerden kurduğum osmanlıca cümleyi 'en koyu Osmanlı hayranı saftrikler' dahi anlamaktan yoksun iken 'kafası epeyce karıştırılmış, beyin hücreleri dumura uğramış olanlar beberuhiler ne yapsın' diye düşünmekten kendimi bir türlü alamadım.
An itibarıyla ‘memleketimin pür meali, pür melal olmuş vaziyettedir.' Yani 'memleketin hali, vaziyeti kasvetli, sıkıntılı ve de çok hüzünlüdür.'
İşte bu ahval ve şerait içinde ‘efkar-ı umumiye’ye daha Türkçesi ‘KAMUOYUNA’ ‘GÜR SESLE’ sesleniyorum; Memleketimin basını veya daha geniş kapsamlı ifadesiyle medyası, yani gazete, dergi, radyo ve televizyonlarla internet üzerinden faaliyet gösteren yayın organlarında halen çalışan veya bir bahaneyle işten çıkarılmış çok değerli çocukları, bu memleketin çile çeken fikir emekçisi evlatları, bu milletin müşterek sesi denilen gazetecileri, yazarları çizerleri!..
Duyun, sesimi, feryadımı, hepinize sesleniyorum!..
Gazetecilik ahlak ve bağımsızlığının korunma imkan ve şeraitinin (olanak ve koşullarının) artık çok namüsait mahiyette tezahür ettiği malumlarınızdır.
(Çok uygunsuz koşullarda süregeldiği bilinmektedir.)
Meslek ahlakınızı tesiri (etkisi) altına alan ahval ve şeraitten (ortam ve koşullardan) çıkan manzara-i umumiye (genel görünüm) ezcümle ve de bizatihi şöyledir:
Cebren veya hile ile gazete, mecmua(dergi) radyo ve televizyonlarıyla bütün matbuat(basın-medya) kahir ekseriyetle(çoğunlukla) zapturapt altına alınmış, şu ana kadar alınamayanlar ise tehdit, baskı ve her türlü zorlamalarla zapturapta alınmak istenmektedir. Bilhassa son 20 hatta 25 seneden beri gazetecilerin sesi, soluğu her anlamda ve her halükarda kesilmeye çalışılmaktadır, hatta önemli bir ekseriyetinin (çoğunluğunun) sesi soluğu kesilmiştir. Matbuat yani basın daha doğrusu medya patronlarının bu meslekte çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetlerin düzenlenmesine dair kanunun menfaatlerine (çıkarlarına) fevkalade aykırı olduğuna karar vermişler ve ilgili kanunları kendi çıkarlarına müsait olacak şekilde değiştirilmesini sağlamışlardır. Böyle yapılarak yani basının sesi kısılmış, hatta kesilmiş, demokrasinin en temel gereği olan çok seslilik yok edilmiş, yandaş basın inşa edilerek tarafsızlık ve bağımsızlık bu meslekte yok sayılmıştır.
Bu vaziyet; kanaatim odur ki, memleketimizdeki demokrasinin perişan edilmesi anlamına gelmektedir. Çünkü yine bilhassa son 25-26 senedir memleketin doğal kaynaklarını iğdiş ederek halkı soyup soğana çevirenler kendilerini vatansever ilan etmiş, hukuku hiçe sayılmış, yargı hepten güvenilirliğini kaybetmiştir...
Gün gibi aşikar hakikatleri, doğru şekilde hiç çarpıtmadan ve saptırmadan
ortaya koyanların, açıklayanların, ‘vatan haini’ ilan edildiği, soygunları, yolsuzlukları bilumum rezaletleri, ezcümle tüm bu olup bitenleri cesaretle açıklayan siyasetçilerin, yazıp çizen, araştıran gazetecilerin ihanetle suçlanıp, tutuklanarak hapse tıkıldığı, ya da işsiz bırakıldığı, mevcut ahval ve şerait (varolan ortam ve koşullar) içinde medya patronlarının bu duruma ses çıkarmayıp demokrasiden yana saf tutmayı ticari karlarının azalmasına bir vesile olacağı endişesiyle sessiz ve tepkisiz kalmalarını esefle yani kahrolarak izleyip durmaktayız maalesef!..
Efkar-ı umumiye(kamuoyu) içinde bulunduğu atalet içindeki akıl tutulmasının ‘AYMAZLIK’ halinden dolayı uyumayı mışıl mışıl sürdürürken gazetecilerin çoğu üzerinde kurulmuş olan tahakküm (zorlama ağır baskılar) maalesef artarak devam etmektedir. Demokrasiye, laik rejime, hukuk devletine, temel insan hak ve özgürlüklerine, vatandaşın cebindeki paraya kastedenler bu alemde eşi benzeri görülmemiş bir zulüm idaresinin mümessiliymiş gibi davranmakta asla bir beis görmemektedirler. Medya patronları da bu gibi mümessillerin adeta iş ortağı ve gür sesi olmakta katiyen tereddüt etmemektedirler. İşte bu bütün bu şeraitten (koşullardan) daha elim ve vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, yazmayı, görmeyi, duymayı, hatta düşünmeyi yasaklayacak ölçüde ileri gitme cüretini göstererek koskoca bir milleti rezil-i rüsva etmekte hiçbir mahzur (sakınca) görmemektedirler.
İşte bu meyanda matbuat meslek-i ahlakının (basın meslek etiğinin) iç ve dış düşmanları da hiç boş durmayarak bütün kainatta (tüm evrende) emsali (eşi) görülmemiş bir yozlaşmanın mümessili (temsilcisi) olarak suhuletle (sessizce) icra-i faaliyetlerinin idame (eylemlerini sürdürmektedir) ettirmektedirler. Mevcudiyet ve istikbalinin yegane temeli, doğru ve gerçek havadis olan matbuatın idaresinde hakimiyet kuranlar meslek ahlakının en kıymetli hazine olduğunu pek çabuk unutmuş görünmektedirler. Diğer taraftan basın emekçileri ise, kendilerini doğru ve gerçek havadis hazinesinden mahrum etmek isteyen dahili ve harici bedhahların (iç ve dış düşmanların) gücüne şartsız boyun eğerek teslim olmuş, sahne-i siyaseti (siyaset sahnesini) kurda, kuşa ve de eşek arılarına(!) terk etmiş gibi görünmektedirler. Memleketin pür melali gerçeklerin tevkif edildiği yalanların ve iftiraların ise serbest bırakıldığı bir vaziyet almış gibi görünmektedir.
İşte tüm bu sebeplerden ötürü; efkar-ı umumiye (kamuoyu) ile muhaberatın (iletişimin) büyük önem arz ettiği böyle dönemlerde medyanın tüm kalplerine girilmiş, vicdanlar köreltilmiş, ahali (halk) bir dirhem hakiki havadis, (gerçek haber) bir satır doğru söz eden makaleden mahrum (yoksun) bırakılmıştır. Üç kuruşluk şahsi menfaatler (kişisel çıkarlar) uğruna bütün makaleler hakikat maksadından saptırılmış; hakikat tevkif edilmiş (tutuklanmış) yalanlar serbest bırakılmış, hürriyeti (özgürlüğü) müdafaa eden(savunan) beyinler esir (tutsak) edilmiştir. Bütün bu şeraitten (koşullardan) daha elim ve vahim olmak üzere gazete, mecmua (dergi) radyo ve televizyonlarda iktidara sahip olanların ekseriyeti (çoğunluğu) gaflet ve dalalet ve hatta o güzel mesleklerine ihanet etmeye başlamışlardır. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini (kişisel çıkarlarını) siyasi müstevlilerin ticari, mali ve siyasi emellerine tevhit etmekte hiçbir mahsur (sakınca) görmemişlerdir!..
Daha ne yazayım be kardeşim. Yazacağımı yazdım, anlattım işte!..
Hem de bir değil iki değil son beş, altı yıl içinde bu sütunlarda bilmem kaç kez daha yazdım, anlattım sizlere…

