BİLMEDİĞİNİ BİLMEK
İnsanın her konuda bir fikrinin olması, her konuda bilgi sahibi olduğu anlamına gelmiyor. İnsan bazen bilmediğini kabul etmek yerine, biliyormuş gibi konuşabiliyor. Bazen bir insanın ne kadar çok konuştuğuna değil, ne kadar dinlediğine bakmak gerekiyor.

Tijen EVNER KADINCA
tijenevner@gmail.com -BİLMEDİĞİNİ BİLMEK
İnsanın her konuda bir fikrinin olması, her konuda bilgi sahibi olduğu anlamına gelmiyor. İnsan bazen bilmediğini kabul etmek yerine, biliyormuş gibi konuşabiliyor. Bazen bir insanın ne kadar çok konuştuğuna değil, ne kadar dinlediğine bakmak gerekiyor.
Bir şey hakkında az çok fikir sahibi olduğumuzda, bazen bildiğimizden daha fazlasını biliyormuş gibi davranabiliyoruz. Duyduğumuz ya da tahmin ettiğimiz şeyleri gerçekmiş gibi anlatabiliyoruz. İşte asıl meselede bilmediğimiz halde biliyormuş gibi konuşmaya başladığımızda ortaya çıkıyor.
Üstelik karşımızdakinin de bunu doğru kabul etmesini bekliyoruz. Oysa bilmediğimiz bir şeyin arkasında durmak yerine ‘Bilmiyorum’ diyebilmek çok daha samimi…
Çünkü bilgiçlik sadece bilmediği konuda konuşmakla ilgili değil. Bilgiç insan her konuda kendini yeterli, haklı ve doğru görebiliyor. Karşısındakini dinlemeden kendi düşüncesini anlatıyor, farklı bir fikre kulak vermeden kendi bildiğini okuyor. Kısacası kendi çalıp kendi oynuyor. Ve bu durum da ilişkilerde, arkadaşlıklarda, aile içinde, iş hayatında çeşitli sıkıntılara yol açabiliyor.
Oysa her konuda konuşmak zorunda değiliz. Her düşüncemizin doğru olması da gerekmiyor. Bir konuda fikrimiz olabilir ama başka birinin söylediklerini dinlemek, bilmediğimizi kabul etmek ve gerektiğinde ısrarla konuşmak yerine ‘Ben bunu bilmiyorum’ diyebilmek asıl önemli olan…
Hayatta hepimiz her şeyi bilemeyiz. Her konuda bilgimiz, deneyimimiz ya da fikrimiz olması da mümkün değil. Ama nedense bazı insanlar, bilmediği bir konuda bile kesin konuşmayı, karşısındakine akıl vermeyi ve her konuda söyleyecek bir sözü olmasını marifet sanıyor. Birinin ne yaşadığını tam olarak bilmeden yorum yapıyor. Birkaç şey duyduktan sonra, konunun tamamına hakim olduğunu düşünüyor. Asıl mesele de burada başlıyor. Biraz bilgi, bolca yorum, biraz da kendine olan güven birleşince ortaya kesin konuşan insanlar yani 'bilgiçler' çıkıyor. Bunların herhangi bir konuda bir-iki şey duymaları yetiyor, o konuda ahkâm kesmeleri için…
İnsanın her konuda söyleyecek bir sözü olmak zorunda değil. Her sorunun cevabını bilmek, her durumu anlamak da mümkün değil. Ayrıca herkesin ne yaşadığını kendi bildiği gibi yorumlamak ise hiç doğru değil…
Biraz daha dinlesek, biraz daha düşünsek belki de birçok konuda ne kadar eksik bildiğimizi fark edeceğiz. Çünkü dinlemek, sadece karşımızdaki konuşurken susmak değil. Gerçekten anlamaya çalışmak, bilmediğimiz bir şeyi sormak ve farklı bir düşünceyi hemen reddetmemek…
Aslında insanın ne bildiğinden çok, her şeyi bilmediğini fark edebilmesi gerekiyor. Çünkü öğrenmek, insanın kendini her konuda yeterli görmesiyle değil, eksiklerini fark etmesiyle başlıyor. Her şeyi bildiğini düşünmek kolay…
Her şeyi bilmek zaten imkânsız…
Asıl mesele, bilmediğimiz yerde bunu kabul edebilmek…
İnsanın bilmediğini bilmesi, bildiğini sanmasından daha değerlidir. Belki de asıl marifet, bildiklerimizle övünmek ya da her şeyi biliyormuş gibi görünmek değil, bilmediklerimizi kabul edebilmektir…

