EKSİK OLANA MI, VAR OLANA MI BAKIYORSUN?
Bazen hayatımızda olmayanlara o kadar uzun süre bakarız ki… Hayatımızda olanları görmeyi unuturuz. Henüz gerçekleşmemiş bir dilek… Olmasını beklediğimiz bir ilişki…Sahip olmak istediğimiz bir ev… Değişmesini istediğimiz bir hayat…

Şenay Gültan Seyrekoğlu
senaygultan@gmail.com -TAN ZAMANI
Şenay Gültan Seyrekoğlu Wellness Coach (Sosyolog/ Yaşam Koçu)
EKSİK OLANA MI, VAR OLANA MI BAKIYORSUN?
Bazen hayatımızda olmayanlara o kadar uzun süre bakarız ki…
Hayatımızda olanları görmeyi unuturuz. Henüz gerçekleşmemiş bir dilek…
Olmasını beklediğimiz bir ilişki…Sahip olmak istediğimiz bir ev…
Değişmesini istediğimiz bir hayat… Daha fazla kazanmak…
Daha güzel görünmek… Daha çok sevilmek…
Daha başarılı olmak…
Zihnimiz çoğu zaman “ne eksik?” sorusunu sormaya o kadar alışmıştır ki…
Bir süre sonra elimizde olanların değerini unuturuz.
Oysa belki de hayatımızdaki en büyük eksikliklerden biri, sahip olmadıklarımızın eksikliğini hissetmek değil…
Sahip olduklarımızı fark edememektir…
Sabah gözümüzü açtığımızda yeni bir gün vardır…
Bir kahve kokusu vardır… Bir dostun mesajı…
Bir annenin sesi… Bir çocuğun gülüşü… Bir ağacın gölgesi…
Pencereden içeri giren güneş…
Ama zihnimiz çoktan başka bir yerdedir, biz dünün yüküyle uyanırız.
Olmayanın peşinde… Henüz gelmemiş olanın beklentisinde…
Ve bazen hayat, tam da bu yüzden sessizce elimizden geçip gider.
Şükretmek belki de tam burada başlar.
Şükretmek…
“Her şey mükemmel ve ben hiçbir şey istemiyorum.” demek değildir.
Acını inkâr etmek değildir.
Eksiklerini görmezden gelmek değildir.
Daha iyisini istemekten vazgeçmek hiç değildir…
Şükretmek, hayatındaki güzellikleri görebilmekle birlikte eksiklerini de taşıyabilmektir. “Her şey yolunda olmasa da hayatımda hâlâ iyi olan şeyler var.” diyebilmektir…
Stoacı filozof Epictetus şöyle der: "Zenginlik çok şeye sahip olmak değil, az şeye ihtiyaç duymaktır."
Belki de zenginlik sandığımız şey, sahip olduğumuz şeylerin sayısından çok…Onların farkında olma biçimimizdir. Çünkü bazen çok şeye sahip olup kendimizi yoksun hissedebiliriz. Bazen de çok az şeyle büyük bir huzur yaşayabiliriz…
Mesele sadece neye sahip olduğumuz değildir. Sahip olduklarımızı nasıl gördüğümüzdür.
Bir düşün…
Hayatında bugün bulunan ama bir zamanlar sadece hayalini kurduğun kaç şey var? Belki bir ev… Belki bir iş… Belki hayatına giren bir insan…
Belki yıllar önce çok istediğin bir özgürlük…
Belki artık sıradanlaştığı için fark etmediğin bir sağlık, bir dostluk, bir nefes, bir sabah…
Bir zamanlar dilek olan şeyler, bugün hayatının sıradan parçaları olabilir.
Ve insanın en büyük yanılgılarından biri de budur: Alıştığı güzellikleri, artık güzellik olarak görmemek…
Belki bugün hayatında olmayan bir şeyi düşünüyorsun.
Ve onun yokluğu, sahip olduğun her şeyin üzerine gölge düşürüyor.
Peki ya bir anlığına bakışını değiştirseydin?
Eksik olana değil…Var olana. Kaybettiklerine değil…
Hâlâ yanında olanlara.
Henüz gelmeyene değil… Bugün elinde olana.
Belki hayatın bir anda değişmezdi. Ama ona bakışın değişebilirdi.
Ve bazen dönüşüm tam olarak burada başlar…
Çünkü mutluluk her zaman daha fazlasına sahip olmakla gelmez.
Bazen sahip olduklarının içindeki güzelliği yeniden keşfetmekle gelir.
Bu hafta kendine şu soruyu sor: Hayatımda olmasını istediğim şeylere çok mu odaklandım ve, sahip olduklarımı görmeyi unuttum?
Sonra bir soru daha: Bir zamanlar dua ettiğim, hayalini kurduğum ama bugün hayatımda olan neler var?
Küçük bir pratik: Bu hafta her akşam uyumadan önce sadece üç şey düşün.
Bugün ne güzeldi?
Kimin varlığı sana iyi geldi?
Neye sahip olduğun için şükrettin?
Bunların büyük şeyler olması gerekmiyor. Bir fincan kahve olabilir.
Güzel bir konuşma… Bir kahkaha… Güneşli bir sabah…
Sessizce yürüdüğün bir yol…
Ya da sadece bugün kendine ayırdığın birkaç dakika…
Çünkü bazen hayatımızı değiştiren şey, daha fazlasına sahip olmak değil…
Elimizdekilerin değerini yeniden fark etmektir…
Belki de mesele, hayatın bize ne vermediğini saymayı bırakıp…
Bize her gün sessizce sunduklarını fark etmeye başlamaktır…
Çünkü hayat, her zaman istediğimiz kadarını vermeyebilir.
Ama dikkatle baktığımızda… Her zaman fark etmediğimiz bir şeyler bırakır avuçlarımıza…
Ve belki de şükretmek…
Hayata “daha fazlasını istemiyorum” demek değil…
“Elimde olanı fark ediyorum” diyebilmektir…
Daha iyisi elbette olsun… Hayallerimiz de olsun…
Daha iyisini istemek de… Yeni yollar aramak da…
Değişmek de…
Ama bütün bunları yaparken, bugün sahip olduğumuz hayatı ıskalamayalım.
Çünkü belki de aradığımız mutluluk… Bir sonraki adımda değil.
Tam da şu anda… Gözümüzün önünde duruyordur.
Ve biz sadece… Bakmayı unutmuşuzdur.
Ve belki de şimdi…
Tam zamanı.
Tan Zamanı

