HER ŞEYİ KABULLENMEK MÜMKÜN MÜ?
Hayatında değiştirmek istediğin ama bir türlü değiştiremediğin bir şey var mı? Belki yaşanmış bir olay… Belki söylenmiş bir söz… Belki de hiç gelmeyen bir özür… Zihnimiz çoğu zaman geçmişle pazarlık yapmayı sever.

Şenay Gültan Seyrekoğlu
senaygultan@gmail.com -TAN ZAMANI
Şenay Gültan Seyrekoğlu Wellness Coach (Sosyolog/ Yaşam Koçu)
HER ŞEYİ KABULLENMEK MÜMKÜN MÜ?
Hayatında değiştirmek istediğin ama bir türlü değiştiremediğin bir şey var mı? Belki yaşanmış bir olay…
Belki söylenmiş bir söz… Belki de hiç gelmeyen bir özür…
Zihnimiz çoğu zaman geçmişle pazarlık yapmayı sever.
“Keşke öyle söylemeseydim…”
“Keşke o gün farklı davransaydı…”
“Keşke bunlar hiç yaşanmasaydı…”
Ama hayatın en yorucu mücadelelerinden biri, artık değişmesi mümkün olmayan şeyleri değiştirmeye çalışmaktır. İşte tam da burada, çoğu zaman yanlış anlaşılan bir kavram çıkar karşımıza: Kabullenmek.
Bazı insanlar kabullenmeyi pes etmek sanır. Bazıları haksızlığa boyun eğmek…
Bazıları ise hiçbir şey yapmadan beklemek… Oysa gerçek kabulleniş bunların hiçbiri değildir.
Kabullenmek; Yaşananı onaylamak değildir. Unutmak değildir. Vazgeçmek değildir. Sadece, değiştirilemeyecek olanı olduğu gibi görebilmektir.
Çünkü insan, gerçeğe sırtını döndüğünde değil… Onunla yüzleştiğinde özgürleşmeye başlar. Stoacı filozof Epiktetos yüzyıllar önce şöyle demiştir:
“İnsanı rahatsız eden olaylar değil, olaylar hakkındaki düşünceleridir.”
Bu söz, bugün de bize önemli bir kapı aralıyor. Elbette yaşadıklarımızı seçemeyiz. Ama onlarla nasıl bir ilişki kuracağımızı seçebiliriz.
Bir kaybı…Bir hayal kırıklığını… Bir başarısızlığı…
Hayatımızın sonu olarak da görebiliriz. Yeni bir başlangıcın eşiği olarak da…
Kabullenmek işte tam burada başlar. Çünkü direnç, bazen acının kendisinden daha fazla yorar insanı.
Sürekli aynı soruyu sormak… “Neden ben?” “Neden böyle oldu?”
“Neden değişmedi?” Bu soruların çoğu zaman kesin bir cevabı yoktur.
Ama başka bir soru vardır ki… İnsanı yavaş yavaş iyileştirir:
“Şimdi, buradan sonra ne yapabilirim?”
İşte kabulleniş, bu soruyla birlikte filizlenir. Hayatın bize verdiği her şeyi sevmek zorunda değiliz. Her yaşananı doğru bulmak zorunda da değiliz.
Bazı acılar acıdır. Bazı vedalar gerçekten can yakar. Bazı kayıpların yeri hiçbir zaman dolmaz. Kabullenmek, bunları inkâr etmek değildir. Tam tersine…
Onları olduğu gibi görüp, hayatın yine de akmaya devam ettiğini fark edebilmektir. Belki de en büyük özgürlük, hayatın bizim istediğimiz gibi değil…
Olduğu gibi aktığını kabul ettiğimiz anda başlar.
Çünkü o anda enerjimizi değiştiremeyeceklerimize değil… Değiştirebileceklerimize yöneltmeye başlarız. Belki bakış açımıza…
Belki seçimlerimize…
Belki de bundan sonraki adımımıza…
Bu hafta kendine şu soruyu sor: “Ben hâlâ değiştiremeyeceğim neyin yükünü taşıyorum?”
Ve ardından şunu: “Eğer bununla savaşmayı bıraksaydım, hayatımda ne hafiflerdi?”
Küçük bir pratik: Bugün seni zorlayan bir durumu düşün. Derin bir nefes al.
Ve kendine şu cümleyi söyle: “Yaşananı değiştiremeyebilirim. Ama ona vereceğim cevabı seçebilirim.”
Belki sorun hemen çözülmeyecek. Ama senin onunla kurduğun ilişki değişmeye başlayacak.
Çünkü kabullenmek… Hayattan vazgeçmek değildir.
Hayatla kavga etmeyi bırakmaktır.
Ve insan bazen tam da o anda…
İlk kez gerçekten nefes alır.
Ve belki de şimdi…
Tam zamanı.
Tan Zamanı

