GEÇMİŞ GERÇEKTEN GEÇİYOR MU?
Takvimler değişiyor… Mevsimler geçiyor… Yıllar birbirini kovalıyor… Ama insanın içinde bazı anlar vardır ki, sanki zaman onlara hiç dokunmamıştır… Bir şarkı çalar… Bir koku gelir burnuna… Eski bir fotoğraf çıkar karşına…

Şenay Gültan Seyrekoğlu
senaygultan@gmail.com -TAN ZAMANI
Şenay Gültan Seyrekoğlu Wellness Coach (Sosyolog/ Yaşam Koçu)
GEÇMİŞ GERÇEKTEN GEÇİYOR MU?
Takvimler değişiyor… Mevsimler geçiyor… Yıllar birbirini kovalıyor…
Ama insanın içinde bazı anlar vardır ki, sanki zaman onlara hiç dokunmamıştır…
Bir şarkı çalar… Bir koku gelir burnuna… Eski bir fotoğraf çıkar karşına…
Ya da hiç beklemediğin bir cümle duyarsın…
Ve bir anda kendini yıllar öncesinde bulursun…
Oysa üzerinden ne kadar zaman geçtiğini düşündüğünde şaşırırsın.
Çünkü geçmiş, bazen yaşandığı yerde kalmaz. İnsan onu fark etmeden bugüne taşır…
Kimi zaman bir kırgınlık olarak… Kimi zaman yarım kalmış bir hayal olarak…
Kimi zaman da “Keşke…” diye başlayan cümlelerin içinde…
Peki gerçekten geçen şey zaman mıdır? Yoksa sadece takvim yaprakları mı değişiyordur? Belki de geçmişi bugüne taşıyan yaşanan olaylar değil…
Onlara yüklediğimiz anlamlardır…
Çünkü bazı insanlar aynı acıyı yaşar. Biri o acının içinde kaybolur.
Diğeri ise o acının içinden geçerek büyür. Farkı oluşturan, yaşanan değildir…
Yaşananla kurulan ilişkidir…
Psikiyatrist ve yazar Viktor Frankl şöyle der: “İnsandan her şey alınabilir; ancak tek bir şey asla alınamaz: Her koşulda kendi tutumunu seçebilme özgürlüğü…”
Belki de bu yüzden geçmiş bizi değil…Biz geçmişi nasıl taşıdığımızı seçiyoruz.
Elbette unutmak mümkün değildir. Bazı insanlar unutulmaz. Bazı vedalar kapanmaz. Bazı kayıpların izi hep kalır…
Ve belki de kalmalıdır. Çünkü izler, yaşadığımızın kanıtıdır…
Mesele izlerin olması değil… Onların hayatımızın direksiyonuna geçmesine izin verip vermediğimizdir…
Geçmiş bazen omzumuza dokunur. Ama direksiyona geçmemelidir.
Çünkü direksiyona oturduğunda… Bugünkü seçimlerimizi de dünün korkuları yönetmeye başlar. Yeni bir insana güvenmekten çekiniriz…
Yeni bir başlangıca cesaret edemeyiz… Yeni bir hayali erteleyebiliriz…
Aslında yaşadığımız bugünü değil… Geçmişte yaşadığımız bir günü yeniden yaşamaya başlarız. Oysa hayat hep ileri akar. Nehirler geriye doğru akmaz.
Mevsimler geri dönmez. İnsan da aynı yerde kalmak için yaratılmamıştır.
Belki de geçmişi bırakmak, onu silmek değildir. Yaşananları inkâr etmek de değildir. Geçmişi bırakmak… Artık onun bugünkü kararlarını yönetmesine izin vermemektir. Çünkü bazı kapılar kapanmaz. Biz sadece o kapının önünde beklemeyi bırakırız…
Ve tam o anda yeni yollar görünmeye başlar. Belki bugün kendine şu soruyu sorman gerekiyordur:“Geçmişten bugüne taşıdığım hangi duygu, artık bana hizmet etmiyor?”
Ve ardından şunu: “Eğer bu yükü biraz hafifletsem, hayatımda neye yer açabilirim?”
Küçük bir pratik: Bugün sessizce otur. Gözlerini kapat. Seni hâlâ etkileyen bir anıyı düşün. Sonra kendine şu cümleyi söyle: “Yaşananı değiştiremem. Ama onun hayatımdaki yerini değiştirebilirim, artık bundan sonraki seçimlerimi yönetmesini bırakabilirim.”
Belki ilk anda hiçbir şey değişmeyecek. Ama iyileşmek çoğu zaman büyük adımlarla başlamaz. Kendine söylediğin yeni bir cümleyle başlar.
Çünkü geçmiş gerçekten geçmez…
Geçmiş, ona her baktığında aynı acıyı hissetmediğin gün dönüşmeye başlar.
Ve belki de özgürleşmek… Dünü unutmak değil, Bugünü onun gölgesinde yaşamamayı seçmektir.
Ve belki de şimdi…
Tam zamanı.
Tan Zamanı

