KENDİNLE NE KADAR AYNI YÖNDESİN?
Geçen hafta kendimize “Nereye gidiyorum?” diye sormuştuk. Bu hafta ise biraz daha farklı, belki de daha zor bir sorunun peşine düşelim: Kendinle ne kadar aynı yöndesin?

Şenay Gültan Seyrekoğlu
senaygultan@gmail.com -TAN ZAMANI
Şenay Gültan Seyrekoğlu Wellness Coach (Sosyolog/ Yaşam Koçu)
KENDİNLE NE KADAR AYNI YÖNDESİN?
Geçen hafta kendimize “Nereye gidiyorum?” diye sormuştuk. Bu hafta ise biraz daha farklı, belki de daha zor bir sorunun peşine düşelim: Kendinle ne kadar aynı yöndesin?
Çünkü bazen nereye gitmek istediğimizi biliyoruzdur ama attığımız adımlar bizi bambaşka bir yere götürür. Huzur isteriz ama sürekli kendimizi başkalarıyla kıyaslarız. Daha sakin bir hayat isteriz ama her şeye yetişmeye çalışırız. Kendimize değer vermek isteriz ama bizi tüketen şeylere “evet” demeye devam ederiz. Değişmek isteriz ama alıştığımız şeylerden vazgeçmeye korkarız.
Ve bir süre sonra içimizde küçük bir çelişki oluşur. Bir yanımız “Artık böyle yaşamak istemiyorum.” derken, diğer yanımız aynı alışkanlıkları sürdürür. Bir yanımız “Kendime zaman ayırmalıyım.” derken, günün sonunda yine kendimizi en sona bırakırız. Bir yanımız “Benim için önemli olan şeyler bunlar.” derken, seçimlerimiz bambaşka şeylerin peşinden gider. Belki de insanın kendisine sorabileceği en önemli sorulardan biri şudur: “Söylediklerimle yaptıklarım aynı yöne mi bakıyor?”
Çünkü kendimizle aynı yönde olmak, her zaman doğru kararlar vermek anlamına gelmez. Bazen ne istediğimizi bilip yine de korkabiliriz. Bazen kendimize verdiğimiz sözleri tutamayabiliriz. Bazen yolumuzu şaşırabiliriz. Bunların hepsi insan olmanın bir parçası. Asıl mesele, kendimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark edebilmek.
Belki yıllardır “özgür olmak istiyorum” diyorsun ama başkalarının ne düşüneceğini düşünmekten kendi kararlarını veremiyorsun. Belki “kendimi sevmek istiyorum” diyorsun ama aynaya baktığında ilk gördüğün şey eksiklerin oluyor. Belki “hayatımda değişiklik istiyorum” diyorsun ama değişmenin getireceği belirsizlikten korktuğun için aynı yerde kalıyorsun.
Bazen insanın ihtiyacı olan yeni bir yol değildir. Kendi yolu ile yeniden aynı hizaya gelmektir. Çünkü dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünebilir. İşimiz olabilir, sorumluluklarımızı yerine getiriyor olabiliriz, insanlara yetişiyor olabiliriz. Ama içimizde bir yerde “Ben bu hayatın neresindeyim?” sorusu giderek daha fazla duyuluyorsa, belki de biraz durmanın zamanı gelmiştir.
Psikolog Carl Rogers, insanın kendisiyle daha uyumlu hâle gelmesinin daha özgür ve daha gerçek bir yaşam kurmasına yardımcı olduğunu vurgular. Belki de kendinle aynı yönde olmak tam olarak budur: Kendine söylediklerinle yaşadıklarının arasındaki mesafeyi azaltmak, içinden gelenle dışarıya gösterdiğin arasındaki farkı fark etmek ve hayatını gerçekten önem verdiğin şeylerle biraz daha uyumlu hâle getirmek. Bunun için hayatını bir anda değiştirmene gerek yok. Bazen küçük bir seçim yeterlidir. Seni yoran bir şeye “hayır” demek… Uzun zamandır ertelediğin bir şeye “evet” demek… Bir ilişki içinde kendini daha açık ifade etmek… Dinlenmeye izin vermek… Bir hayalini başkalarının fikrinden bağımsız olarak önemsemek… Ya da sadece kendine karşı daha dürüst olmak.
Çünkü kendimizle aynı yönde yürümek, kusursuz bir hayat kurmak değildir. Kendimizi kaybettiğimizde bunu fark edip yeniden kendimize dönebilmektir. Bu hafta kendine şu soruyu sor: “Hayatımda söylediklerimle yaptıklarımın en çok ayrıştığı yer neresi?” Sonra bir soru daha: “Kendime verdiğim hangi sözü uzun zamandır erteliyorum?”
Cevabı bulduğunda hemen değiştirmeye çalışma. Önce sadece gör. Çünkü fark etmek, değişimin en sessiz ama en güçlü başlangıçlarından biridir. Küçük bir pratik: Bir kâğıdın iki tarafına iki cümle yaz: “Benim için önemli olan…” ve “Hayatımda gerçekten yaptığım…” Sonra ikisine birlikte bak. Aralarında büyük bir fark varsa kendini suçlama. Belki de bu fark sana bir şey anlatıyordur. Belki hayatında biraz daha kendine yer açman gerektiğini… Belki bazı şeyleri bırakmanın… Belki de uzun zamandır susturduğun bir sesin yeniden duyulmak istediğini…
Çünkü insan bazen başkalarından uzaklaşarak değil, kendinden uzaklaşarak yorulur. Ve kendine geri dönmek için her şeyi değiştirmek gerekmez. Bazen sadece bir adımı farklı atmak yeterlidir. Bir seçim… Bir sınır… Bir “hayır” Bir “evet” Bir cesaret… Bir vazgeçiş… Bir başlangıç…
Belki de gerçek uyum, hayatın istediğimiz gibi olması değil; bizim kendi değerlerimizle, ihtiyaçlarımızla ve iç sesimizle yeniden aynı yöne bakabilmemizdir.
Geçen hafta “Nereye gidiyorsun?” diye sormuştuk. Bu hafta sorumuz biraz daha derin: “Gittiğin yön, gerçekten senin yönün mü?” Belki de hayatın bizden istediği şey, her zaman daha ileri gitmek değildir. Bazen durup kendimize dönmek, hangi yolda olduğumuzu fark etmek ve o yolun gerçekten bize ait olup olmadığını sormaktır.
Çünkü insanın kendine verebileceği en güzel sözlerden biri belki de şudur: “Kendimden uzaklaşmadan yürümeye devam edeceğim.” Belki bugün büyük bir değişim yapmayacaksın. Belki sadece kendine karşı biraz daha dürüst olacaksın. Bir “hayır” diyeceksin. Bir “evet” diyeceksin. Bir şeyi bırakacaksın. Ya da uzun zamandır susturduğun o iç sesi ilk kez gerçekten dinleyeceksin.
Ve belki de bütün mesele budur… Hayatın nereye gittiğini anlamadan önce, kendinle aynı yönde olup olmadığını fark etmek… Çünkü kendine döndüğün her yol, aslında seni ait olduğun yere biraz daha yaklaştırır…
Ve belki de şimdi… Kendinle aynı yönde yürümenin tam zamanı.
Tan Zamanı

