YAPABİLECEKLERİ HALDE...
‘Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret.’ Kimine göre Çin atasözü, kimine göre Konfüçyüs’ün sözü. Kime ait olduğu bir yana, bana hep çok anlamlı gelmiştir bu söz.

Tijen EVNER KADINCA
tijenevner@gmail.com -YAPABİLECEKLERİ HALDE
‘Bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme, balık tutmayı öğret.’
Kimine göre Çin atasözü, kimine göre Konfüçyüs’ün sözü. Kime ait olduğu bir yana, bana hep çok anlamlı gelmiştir bu söz. Anlatmak istediği de çok açık aslında. Asıl iyiliğin birinin her işini üstlenmek değil, kendi işini yapmayı öğrenmesine yardımcı olmak, nasıl yapılabileceğini göstermek olduğunu anlatır.
Çünkü bazen birine yardım etmek, onun yerine her şeyi yapmak değildir. Asıl iyilik ‘gerçekten’ bilmiyorsa öğretmek, kendi işini kendi yapabileceği yolu göstermektir.
Hayatın içinde hepimizin bir şeyleri bilmediği, anlamadığı, ilk kez karşılaştığı durumlar oluyor. Böyle zamanlarda sormak, yardım istemek gayet doğal. Birinin elinden tutmak, bildiğini paylaşmak, yol göstermek…
Bunlar hayatın doğal akışında yaşanan güzel şeyler…
Ama galiba bunun da bir sınırı var. Bir şeyi bilmemek başka, öğrenmeye niyeti olmamak başka. Yapamamak başka, yapabileceği halde ‘ben bilmem’ deyip kenara çekilmek başka. İşte böyle insanlarda var. Öğrenmek yerine yaptırmayı, sorumluluk almak yerine bir başkasına bırakmayı tercih edenler…
‘Ben bilmem’ ‘Ben anlamam’ demek, onlar için çoğu zaman işin içinden çıkmanın en kolay yolu oluyor.
Bazen insan bunu fark etmeden ya da bilinçli olarak yapmaya başlıyor. Önce bir kere yardım istiyor. Sonra yine başkasına bırakıyor. Nasıl yapılacağını öğrenmektense, birinin onun yerine yapmasına alışıyor. Böyle olunca da yardım, belki farkında bile olmadan sürekli bir başkasının sorumluluğunu üstlenmeye dönüşüyor...
Yardım etmek güzel ama birinin yapabileceği işi sürekli onun yerine yapmak, ona iyilik etmek değil tembelliğe alıştırmak. Asıl iyilik, gerektiğinde gösterip öğretmek ve kendi sorumluluğunu almasını sağlamak…
Bazen gerçekten bilmediğimiz için bir başkasına ihtiyaç duyuyoruz. Dediğim gibi hepimizin bilmediği, yapamadığı, desteğe ihtiyaç duyduğu şeyler var… Birbirinden yardım istemek, bildiğini paylaşmak, elinden tutmak… Bunlar hayatın doğal akışı…
Ama birde hiç öğrenmeye yanaşmadan ‘Ben bilmem’ deyip işin içinden çıkmak var. En basit bir şeyi bile başkasına bırakmak, nasıl yapılacağını sormamak, bir kere gösterildiğinde öğrenmek yerine, bir dahaki sefere yine aynı kişiye dönmek… Bir süre sonra bu durum yardım istemekten çıkıp, alışkanlığa dönüşüyor…
Üstelik insan bir süre sonra kimin yardım edeceğini de öğreniyor. Kimin ‘Tamam ben hallederim’ diyeceğini, kimin işi yarım bırakmayacağını biliyor. Bazen bunu açıkça söylemesine bile gerek kalmıyor. Birkaç ima, biraz yakınma ya da ‘Ben hiç anlamam’ demesi yetiyor. Karşısındaki zaten ne yapması gerektiğini anlıyor.
İşte burada insanın kendi kendine sorması gereken şu: ‘Ben gerçekten yardım mı ediyorum, yoksa farkında olmadan bir başkasının sorumluluğunu mu taşıyorum?’ Çünkü birine destek olmak başka, onun yapabileceği işlerini sürekli üstlenmek başka…
O yüzden insan ilişkilerinde dengeyi kurmak ve sonrasında korumak çok önemli. Gerektiğinde elinden tutmak ama onun yerine yürümemek…
Bildiğini göstermek ama bütün işi üstlenmemek… Kısacası iyilik etmek başka, birinin kolaya alışmasına yardımcı olmak başka!..
Belki de bazen en doğru şey, balığı vermek değil, balığı tutması gerektiğini hatırlatmaktır…

