HAYIR DİYEMEYİNCE…
‘Nasıl hayır deneceğini öğrenmediğinizde, bedeniniz sizin yerinize hayır demeye başlar. Nasıl mı? Kendini hasta ederek…’

Tijen EVNER KADINCA
tijenevner@gmail.com -HAYIR DİYEMEYİNCE…
‘Nasıl hayır deneceğini öğrenmediğinizde, bedeniniz sizin yerinize hayır demeye başlar. Nasıl mı? Kendini hasta ederek…’
Gabor Mate’nin bu sözü aslında hepimizin zaman zaman yaşadığı bir durumu anlatıyor. Kaç kere istemediğimiz halde ‘evet’ dediğimizi… Yapmak istemediğimiz bir şeyi yaptığımızı… Kendimizi ne kadar geri plana attığımızı…
Bu yüzden ödediğimiz bedelleri…
Neden?
Birini kırmamak için mi? Ayıp olmasın diye mi? ‘Hayır’ dersem ne düşünür diye mi? Yoksa yıllardır herkesi düşünmekten, kendimizi en sona bırakmaya alıştığımız için mi?
‘Olur’ diyoruz, ‘tamam’ diyoruz, ‘hallederiz’ diyoruz. O anda çok da üzerinde durmuyoruz. Nasıl olsa bir iş, bir davet, bir rica…
Derken bir bakıyoruz kendi işlerimiz, kendi ihtiyaçlarımız hep sona kalmış...
Bir düşünün, kaç kere aslında istemediğiniz halde ‘tamam’ dediniz? Bir yere gitmek istemediniz ama gittiniz. Bir işi yapmak istemediniz ama üstlendiniz. Dinlenmeye ihtiyacınız vardı ama yine bir başkasının işine yetiştiniz. Sonra da günün sonunda kendinize kızdınız. ‘Ben bunu niye kabul ettim?’
Aslında belki de en başında ‘hayır’ diyebilseydiniz, bütün bu sıkıntıyı yaşamayacaktınız.
Bir de aslında istemediğimiz halde söyleyemediğimiz şeyler var. Bazen yorulduğumuzu biliyoruz ama bunu söyleyemiyoruz. Canımız bir şey yapmak istemiyor ama yine de yapıyoruz. Biraz kendimize zaman ayırmak istiyoruz ama başkasının ihtiyacı daha önemli geliyor.
Çünkü çoğumuz ‘hayır’ demeyi biraz yanlış anlıyoruz. Hayır demek karşıdaki insanı kırmak değil. Her isteği geri çevirmek, kimseyi düşünmemek de değil. Bazen sadece ‘Ben bunu yapamayacağım’ diyebilmek. Bazen ‘Bugün buna ayıracak gücüm yok’ diyebilmek. Bazen de uzun uzun açıklama yapmadan, istemediğimiz bir şeye hayır diyebilmek…
Ama bunu yapmak her zaman kolay olmuyor. Özellikle yıllardır herkesi kendinden önce düşünmeye alışmışsan…
Bir bakıyorsun, herkese yetişmeye çalışmışsın, kendine sıra gelmemiş. Herkesin derdini dinlemişsin ama kendi yorgunluğunu fark etmemişsin. Herkesi memnun etmeye çalışmışsın, kendini edememişsin…
Belki de bunu hiç fark etmemişsin ya da normal kabul etmişsin.
Ve sonra yavaş yavaş beden devreye giriyor. Yorgunluk, isteksizlik, hevessizlik… Bazen insanın hiçbir şeye gücü kalmıyor. Ama yine de durup kendimize bakmak yerine, ‘geçer’ deyip devam ediyoruz…
Elbette her hastalığın nedeni ‘hayır’ diyememek değil. Ama insanın kendini sürekli yormasının, geri plana atmasının, istemediği halde her şeye yetişmeye çalışmasının da bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Bazen bedenimiz bize durmamız gerektiğini söylüyor, biz yine de devam ediyoruz.
Belki de Gabar Mate’nin sözü bana bu yüzden düşündürücü geliyor. Biz söyleyemediğimiz ‘Hayır’ları biriktirirken, bedenimiz bazen bizim yerimize konuşmaya başlıyor. ‘Artık biraz dur.’ ‘Biraz kendini düşün.’ ‘Bu kadarını da üstlenme.’ ‘Her şeye yetişmek zorunda değilsin.’
Galiba artık, gerektiğinde hayır diyebilmenin de önemli olduğunu anlamamız gerekiyor. Çünkü her ‘evet’ iyilik değil. Her ‘hayır’ da bencillik değil. Bazen sadece kendimizi düşünmemiz, biraz durmamız gerekiyor. Her şeye yetişmek, herkesi memnun etmek zorunda değiliz. Böyle bir görevimiz de yok zaten. Kendimizi düşünmek için kimseye açıklama yapmak zorunda da değiliz. Çünkü insanın kendini düşünmesi, başkalarını düşünmediği anlamına gelmiyor. İnsanın kendine ayırdığı zaman da en az başkalarına ayırdığı zaman kadar değerli…
Bedenimiz bizim yerimize hayır demeden, kendi ‘hayır’ ımızı kendimiz söylemeliyiz…

